Benim Hikayem

Hiç tanımadığınız birine dair içinizde uyanan o tuhaf merakın son noktasındasınız...

Pazar, Nisan 30, 2006

Kararsızlık ne büyük acı!

Evet yoktum bir süredir. Neden "olmadığımı da" pek bilmiyorum. Öyle çok kötü bir dönem geçiriyor değilim. Her zamankinden belki de iyiyim bile. Hem bahar geldi. İşe birkaç kez motosikletle gittim geldim. İş yerinde boş bulduğum her anda "balkon" tabir edilen yıkıntıya çıkıp güneşi dolduruyorum içime. Ama bir an bile beni bırakmıyor şu kararsızlık. Kariyerimi 180 derece değiştirme arefesindeyim. Medyada -sıradan bir tabir olacak ama- dayın yoksa bir yere gelme olasılığın da yok denecek kadar az. Haa tabii bir de yalaka olma ve yükselme şansın var. O da bu yaştan sonra alışmadık bünyede düz durmuyor zaten. Tamam yetenekliyim, çalıştığım iş yerinin -komiktir ama- en iyi akademik eğitim almış şahsiyetiyim. Ama bunlar beni bire yere getirmiyor işte. İşler böyle yürümüyor. Kimi kadın medya çalışanını potansiyel flört olarak görmek istiyor, kimi başka birşey. Benim yükselmek için erkek egosu yükseltecek bir dünya durulum yok ki zaten. Hem Tekirim var. Gözüm tok!:) İş bu kadar basit değil tabii. Biraz disiplinli oldun mu o da birilerine batıyor. Çalışmayan müdür yalakası tayfa seni ufak ufak dışlamaya başlıyor. Tamam seslendirme desen seslendirme, montaj desen montaj, özel haber yap de yaparım! ama haftada 6 gün çalışmaya yokum adamım! (Peh, kafiye de tuttu, anlatmak istediğim de cuk oturdu)
Tamam biraz takıntılıyım. Taktım bu 6 gün işine. İnsan bir haftasonu da kaygı duymadan uzuuun uzuuuun dinlenmek istiyor ya! Yani geçen gün "bari 3 haftadır bir, 1 kişiye 2 gün izin yaptıralım" dedik. Bizim servisin en büyük müdür yalakası gölgesinden korktuğu için ona da taş koydu. Hakkımızı bile isteyemiyoruz, bırak onu almayı! Bir yanda eğitimimle de alakası olduğu için yabancı dil öğretmenliği seçeneği var. Ama kendimi bir türlü öğretmen olarak düşünemiyorum. Benim okulumda okuyan herkes gibi ben de özel ders verdim tabii bir dönem. Öğrencilerimle de hep çok iyi oldu aram. Ama her gün bunu iş olarak yapmak. Bazen bir insanla baş edemiyorken özel okulların çoğu zaman aklı okumak dışında başka herşeyde olan öğrencilerini dizginlemek!? (Aman devlet okullarını hiç almıyim) Bilemiyorum. Ama önümde kısa bir dönem var. Seçeneklerim: Ya bu yazımı da normal çalışanlardan yılda en az bir buçuk ay daha fazla çalışıp sadece manevi tatminle geçirmek ya da öğretmenlik teklifini kabul edip bir tatil yapıp yeni dönemde hayatımın geri kalanını değiştirecek bir adım atmak ... İşin komik ve aynı zamanda sıkıntı verici tarafı ise: İkisini de istediğim söylenemez!:(

Salı, Nisan 04, 2006

Motosiklet sevdası...

Haftasonu motosiklet fuarına gittik. Aman Tanrım! Ne kadar kalabalıktı. üstelik kalabalığın yarısı cep telefonlarını motorların üstünde bir karış kıyafetler ile poz veren kızlara yöneltip "he he bunu da çekiyom lan, ı hı hı" diyen adamlardan oluşuyordu! Forumlarda da bakıyorum, fuara giden kızları çekmiş. Yani motosiklete ilgi bir yoğun bir yoğun sormayın!:) Zar zor insan seline kapılıp mont bakmaya çalıştık. Bir monta aşık olmayı başardım!:) Ne yazık ki neredeyse tüm motosiklet aksesuarlarında olduğu gibi o da uçuk bir fiyata idi. Aklımın bir köşesine yazdım aşkımı. Alacağım seni, bekle beni!:) Dün de tekirim motosikletimizi kış ikametgahından çıkardı. Ben iş yerinden sürekli arayıp "Aşşkııımmm, ne zaman gelicen bu tarafa? Hani vaktin olursa diye diyorum. Hava da süper. Azıcık tur atardııııııkkk" diye ağzımı yaya yaya şımarınca Tekir'im de dayanamadı, geldi:) İş yerine çaktırmadan 15 dakikalık bir Yıldız-Beşiktaş-Dolmabahçe turu attık geldik. Allah'ım ne kadar güzel bir his bu yaaaaa. Hem Tekir'ime de yeni dizlikleri, eldivenleri, güneş gözlükleri pek yakışmıştı. Nazarım değmesin diye bir sürü "tüh tü tüüü" yaptım durdum:) Bugün ise hava karanlık. İstanbul'a bir türlü "sürekli bahar" gelemiyor!:( Bekliyoruz ama... Motosikletimiz de artık yazlık ikametgahında (yani evimizin çok yakınında) bıırrrn bııırrrrrrnlamayı bekliyor, bizim gibi...