Benim Hikayem

Hiç tanımadığınız birinin hezeyanlarını, öfkesini, sevincini, umudunu ve umutsuzluğunu paylaşmak üzere buradasınız. Şimdi kemerlerinizi takın ve okumaya başlayın;)

Pazar, Şubat 22, 2009

The Oscar goes to...


Erken uyandım bugün. Aslında gece uyudum mu bilmiyorum! Sanırım daldım, uyudum, uyandım, döndüm, durdum, yoruldum. Çok debelenmeden kalkayım dedim. Biraz facebook, biraz gazeteler... Dışarı mı çıksam birkaç dakikalığına? Bir Washington Post alsam ama kafamı dağıtmak için sadece haftasonu eklerine baksam. Onların bile kafayı dağıttığı tartışılır ya!


Akşam Oscar töreni var. Gece Reader'ı izledik tekirimle. Yarısından sonrası anlam kazanan bir filmdi bence. Zamanın Titanic'teki tıfıl Kate Winslet'ı baya olgun bir kadın olmuş. Revolutionary Road'da da Reader'da da ilgimi çekmeyi başardı. Ukalalığıma bakmayın kadın bütün ödülleri topladı neredeyse bu sene! :)


Bu yıl oscar yayınıyla uğraşanlardan değil de izleyenler olmak daha bir mutlu ediyor beni! Onca emek... Takdir görmeden!


Bir gazete alsam. Kuponlar falan vardır içinde şimdi. Amerika'nın hiç almayacağın şeyleri sana aldırma yöntemi:) Tuzağa düştüğünde öyle aldığın para falan yetmez işte!:)


Erken uyandım. Zırvalamak istedi canım işte. Yoksa kime ne, değil mi ama!? :))))

Salı, Şubat 17, 2009

İnsomnimanyak

Saat sabahın 7.20'si... Saat sabahın 5.41'inden beri düşünüyorum. Acaba en çok kendimden mi nefret ediyorum yoksa nefret ettiğimi iddia ettiğim şeylerden mi? En çok kendimden mi iğreniyorum yoksa şu dışarıda olup bitenden mi? Yanıtı biliyorum. Ama birşeyi değiştiremiyorum. Değiştiremeyeceğim kadar doğuştan (!) geliyor kendimde nefret ettiklerim. Sanki yaşam boyu mücadele etmem için içime bir saatli bomba yerleştirilmiş! Mücadele etmesem patlayıverecekmiş! O yüzden herşeyim sorun, herşeyim zor, herşeyim imkansız! Önceki gece 2 saat uyumuş olmama rağmen bugün sadece 4 saat uyuyabilmiş olmam, sanki o yorgun beden benim değilmiş gibi dikilip kalmam en kanlı canlı kanıtı değil mi bunun? Herşeyim zor, herşeyim sorun...

Saat sabahın 5.41'inden beri düşünüyorum. 6.25'e kadar yatakta bir sağa bir sola, bazen de sırt üstü döndüm durdum. Saat sabahın 5.41'inden beri mutlu olmaya çabaladıkça her gün daha mutsuz olacağıma dair inancım arttı. Artık adımımı atmak bile yoruyor beni. İşe gitmek, işten gelmek, yemek yemek, oturmak, içkiye dayanmak zaman zaman... Ve yine de zor uyumak! Herşey yoruyor beni. Bana herşey sorun, herşey işkence...

Konuşmak istemiyorum. Tanıdığım kimseyle konuşmak, hiçbir şeyi anlatmak istemiyorum! Yalnızlıktan boğulayım ama insanların pis pis sırıttığını görmeyeyim istiyorum! Sabahın 6.25'inden beri jaluzilerini sıkı sıkı kapattığım ama gün ışığının içeri girmesine engel olamadığım salonda düşünüyorum. Oturacak bir koltuğum bile yokken aslında -gerçekte- neye ağladığımı, en çok neden tiksindiğimi düşünüyorum! Kendimden mi, dışarıda ardı arkası kesilmeyen trafikten mi?

Sabahın 5.41'inden beri dinliyorum. Aralıksız geçen otobüsleri, okul servislerini, evin balkon kısmına denk gelen yolun kenrarındaki tümsekte zıplayıp damperini yolda bırakırcasına geçen kamyonların seslerini dinliyorum! Ya da duyuyorum... Dinliyor muyum, duyuyor muyum? Bunca ev, bunca yer, bunca seçenek varken neden bir highway'in (!) dibine oturduğumu soruyorum kendime!...

"Uykusuzluktan yeterince çekmedin mi?"
"Çektim sanmıştım"
"Peki gürültü seni bu kadar köşeye sıkıştırmışken niye kalkıp buraya taşındın?"
"Belki kanıtlamak istedim"
"Neyi?"
"Yol gürültüsüne rağmen uyuyabileceğimi. İnsanların sandığı (!) gibi sorunun bende değil 'dışarıda' olduğunu. Ama tüm bunlara rağmen uyuyabilecek ve onlara haddini bildirebilecek kadar 'rahat' olduğumu!"
"İyi ... yedin!"
"Doğru."

Sabahın 5.41'inden beri düşünüyorum. Doğuştan insomnia eğilimli olmasaydım da bu kadar nefret eder miydim dışarıdakilerden, sabahın yedisinde kalkıp tepinenlerden, gece 2'ye kadar evde mobilya çekenlerden? Böyle olmasaydım da başka şeyler beni yorar da yine aynı nefreti mi duyardım içimde? Kaçmaz mıydım ya da taaa buralara, Amerika'ya? Ya da kaçsam bile umursamadığımdan kuşların, ama gerçekten kuşların cirit attığı bir ağacın köşe başında mı olurdu yatak odamın camları?

Sabahın 5.41'inden beri düşünüyorum. Bu kadar öfkelenmişken artık bir daha nasıl uyuyacağım? Kendimi bu kadar sevmezken ve o evden o eve taşınmaktan bu kadar iğrenmişken günleri, ayları, bu lanet ömrümü nasıl geçireceğim? Sabahın 5.41'inden beri düşünüyorum... Bulamıyorum! Galiba en iyi yaptığım şeye, uyuyamamaya, sonra işe gitmeye, sonra eve gelmeye, sonra bu ayın nasıl biteceğini düşünmeye, sonra ona buna kızmaya, sonra yalnızlık duymaya, sonra çenem kasılana kadar uyumaya çalışmaya, sonra da sabahın 5 bilmemnesinde kalkıp biçare ağlamaya, sonra yine kabullenme-me-ye, sonra yine, yeniden işe gitmeye, sonra................................................................................................... devam etmeliyim... Taa ki bitene (?) dek.

Etiketler: , , , , , , ,

Perşembe, Aralık 25, 2008

Bakın bugün kimi gördüm!? :)


Çarşamba, Aralık 24, 2008

Ol-abilmek... Öylece...

Telefonda konuştum... En yakın arkadaşımla... Bir o bana psikolog bir ben ona... İyi hissettim binlerce kilometre olsa da arada...
Zaten daha iyi hissediyor olmamalı mıydım? Ya da çok mu şey bekliyorum kendimden? Sadece "olsam" ya işte...

Pazartesi, Aralık 22, 2008

Kişi kendinden kurtulmadıkça kurtulabilmiş midir gerçekten?

Amerika'dayım...
Onca yıllık hayalden sonra???
Kendimi de getirdim mi yanımda?
Evet, maalesef....