Anlatacağım anlatacağım dedim. Ne olduysa bir türlü fırsat bulamadım. Program işinin peşinde koşuyorum. Sponsor danışmanızın aşk hayatındaki sorunlar yüzünden bizim işi yavaşlatmasına kızıyorum. "Profesyonel insan yok mu çevrede?" diye söyleniyorum, falan filan...
Neyse birkaç hafta önceydi sanırım...:) Bir gece (ki söz konusu gece Cuma gecesidir) dedik ki Tekir ile "Ne yapalım yarın?" Eh bir gün iznim var ya, çılgın bişiler olmalı. O an aklımıza gelen en çılgın şey değildi belki ama "Hadi" dedik, "Bursa'ya gidelim" ama "ama motosiklet ile!". Böylece motosikletimiz de ilk şehirlerarası yolculuğuna çıkmış olacak ve gelecekteki Yunanistan gezisi için antrenman yapacaktı:) Neyse şaraplarımızı yudumlarken saate baktık.

Gece yarısını bir hayli geçmişti. Eh erken kalkan yol alırdı ya, yattık bir süre sonra. Sabah erken kalktık hakikaten. Sonra TEM'den Eskihisar'a, feribota doğru yola çıktık. O gün hava güneşliydi ama felaket fırtına vardı. Ya da en azından motosikletin üstünde sizi sağa sola sarsacak kadar kuvvetli bir rüzgar vardı diyebiliriz. O yüzden yolculuk Tekirim için biraz yorucu oldu. Kaslarına kas kattı yani:) Neyse feribota atladııık.

Topçularda inince akşamı garantiye almak için hızlı feribottan bilet aldık.

Alırken de neredeyse tüm seferlere biletin tükendiğini gördük. "Akşam buraya yetişmeliyiz çıkar yolu yok" diye birbirimizi dürtükledik. sonra Bursa'ya kadar yaklaşık bir buçuk saat süren yolculuğumuz pek keyifli geçti. Rüzgar dışında trafik tıkanınca sağdan eminiyet şeridinden sıyrılmak pek bir hoş oldu. Bursa'ya girerken tabelanın resmini çekelim dedik ama Özdilek'in keşmekeşinden (sanırım) bir türlü duramadık. İlk bulduğumuz kavşakta durduk ve tabela aradık. Bir yıl Bursa'da yaşamış biri olarak semtlerin adını biliyordum da oralara nasıl gidileceğini bilmiyordum tabii. Neyse tabela aramaya devam ettik... ama bulamadık. Zaten Bursa'da günümüzün geri kalanı kentte ne kadar az yön tabelası olduğuna şaşarak geçti ve de kızarak tabii! İstanbul'da pek çok yolu tabelalara bakıp deneme yoluyla öğrenmiş olan ben bir hayli söylendim mesela. Bir de yolların 2 arabaya yetecek kadar olduğu kentin motosikletlere pek uygun olmadığı kanısına vardık -ki bu gün içinde gelişen bir kanı oldu:)- Neyse gelmişken iskender yememek ya da çiçek ızgaraya gitmemek olur mu:)"Hmmmm...." Düşündük, düşündük ve iskenderde karar kıldık. Gittik tarihi iskenderciye...

Tekirin daha önce bu sayfalarda gördüğünüz patisi de o iskendercide ağzımızın suları aka aka iskender beklerken çekilmişti:) Felaket (!) güzel bir iskender yedik. Cidden doyamadık! Hem tadına doyamadık hem de dev porsiyonlara alışmış midemizi ikna edemedik. Ama vakit yok, kalktık "çocukluk anılarıma saygı kuşağı" çerçevesinde Altıparmak'ta eskiden oturduğumuz evi ve Atatürk Lisesi'ni görmeye gittik. Lisem süper lise olmuş, evimiz ise boş...Duygulandım tabii bisiklet kullandığım, defalarca dizlerimi yardığım bahçemizi görünce...Çocuk olasım, saf olasım geldi yine...Neyse, dedik ki vakit daralıyor hadi teleferiğe gidelim. Önce yanlışlıkla dağ yoluna saptırılmışız. Dön geriye, koş teleferiğe...

O da ne! Teleferik Arap turist dolu. Yarabbim! Dünya üzerinde bizden daha çok ve daha yüksek sesle konuşan toplumlar da varmış!Hİç susmadılar. Bence korktukça konuştular:) Bir salaklık edip en yüksek noktaya bilet aldık.

Aşağıda uzanan masalsı çamlar ve manzara muhteşemdi. Ama her durakta sıra bekleyelim derken bir baktık bir buçuk saatimiz daha gitmiş ve bir saatten biraz fazla vaktimiz kalmış teleferikten dönüp, tabelasız Bursa'da istanbul yolunu bulup İDO'ya yetişmek için! Sonrası tekirin bir maxi scooter olan motosikletimizi "racingmişçesine" kullanması, virajları o yüzümüze tokat gibi çarpan rüzgarda yan yata yata aşmamız, yol çalışması olan 5 kilometrelik bölümü arabaların arasından slalom yaparak arşınlamamız, bir süre yurdumun -yine- mıcır dökülmüş yollarında fren yapmadan akmamız ve bir buşuk saatten aşağı sürmeyeceği için umudumuzu yitirdiğimiz feribota 50 dk gibi bir sürede yetişmemiz şeklinde gerçekleşti!:)Feribota bindiğimizde acıkmış, yorulmuş, rüzgardan ateşimiz çıkmış ama gururlu ve mağrurduk:) Zira yetişemesek saatler süren bir feribot ve TEM yolculuğu bizi bekliyordu. Ancak Bursa'da yol bulmak için o kadar didinmiştik ki uzun süredir nefret ettiğimiz İstanbul'u özlemiş ve dört gözle yollarını bekler olmuştuk...:)Bursa'lılar alınmasın, hayatımın en güzel bir yılı da orada geçti ama ı ıh...İstanbul'a çok alışmışız. Elimizle koymuşuz gibi ya herşey...Özledik bir anda!:)Tabii bu özlem hemen ertesi sabah sona erdi ama neyse:)Ya aslında anlatmak istediğim pek çok detay açıkta kaldı ama anlatmadan da olmazdı. Bir sonraki "koşturmacalı" seyahatimiz nereye olacak bilemiyorum ama ertesi gün işte üstümden kamyon geçmiş gibiydi onu biliyorum. Bir günlük tatilde pek çılgın olunmuyor kıssadan hisse:)
Not: Daha önce yazılarıma birden fazla resim koyamayan ben Gece'nin katkısı ("Şöyle şöyle" yapacaksın diye bıdılamıştı daha önce) sayesinde bu post'u yaratabildim. Teşekkürü borç bilirim:)