Benim Hikayem

Hiç tanımadığınız birine dair içinizde uyanan o tuhaf merakın son noktasındasınız...

Cumartesi, Haziran 18, 2005

Çaktırmayın!

Çaktırmayın! Az önce öğle yemeğinden istifade kocamın arkasına atladım motorda...Bastık okula gittik. Birkaç kedi besledik. Manzarayı yükledik gözlerimize -işe döndüğümüzde gözlerimizi kapayıp orayı görebilelim diye- ve döndük yine gizlice...Bugün burası çok sıcak. İlk kez motorda yüzüme vuran rüzgar "yaktı" beni...Güzeldi...

Şimdi bir sürü iş var. Olsun! Yarın tatile gidiyorum. "Blog"umu okuyup benimle "kendilerini" paylaşan internet gezginleri duyun sesimi: 10 gün sonra buaradayım. Yalnız bırakmayın oldu mu beni? :)

Tatiller de olmasa n'apıcaktık yaaaaa?

Cuma, Haziran 17, 2005

Motorcu Kedi...


motorcu kedi Posted by Hello

Motosikletime ilk oturan kediydi bu...Önce etrafı kolaçan etti şöyle bir. Sonra ayaklığa çıktı..Biraz bekledikten sonra da "kral tahtına"!...Kendini güvende hissetmek için de arkasını döndü...Böylece gözleri insanların geçtiği o kalabalık caddeyi rahatça seçebiliyordu...
Biz de hep insanlara dönmüyor muyuz yüzümüzü. Türdeşlerimizden korkumuzdan arkamızı dönmüyor muyuz asıl "tahtlara". Önümüze ne fırsatlar çıkıyor biz insanları "göz ucuyla da olsa kesmekten" o fırsatları tutup çekemiyoruz hayatımıza...
Ne çok korkuyoruz biz bizden? Ama haklı sayılmaz mıyız?

Dün motosiklete bindim yine. Gece bire kadar boğaz manzarasını seyrettik aşkımla birlikte...Sonra bastık rüzgara karşı gaza..Eve yaklaşırken bir de fren hidroliğimiz bitip fren demiri elimde kalınca...bir nokta koyduk geceye.
"O"nunla konuştuk konuştuk...Elimi tutup "yaşamdan kaçmaya" çalışan bedenimi sağlama aldı sanki...Ağladım, ağladım...ama rahatladım.
Dün motosiklete bindim yine...

Perşembe, Haziran 16, 2005

Four...three...two...one...launch!

Geri sayım başladı...Tatil yaklaşıyor. Bir motosiklet bir de otel bulduk mu tamam!:) Eh bugün göreli olarak daha keyifli uyandım. Başımın üstündeki "Demokles'in kılıcı" sabah kıpırdanmadığından olmasın?
Buradan uzaklaşma fikri ne güzel..nasıl sarmalıyor insanı. Ama ya dönüş?
Ahhh..deniz, güneş ve mümkünse sessizlik....Bir süre için bu üçlü kendimi sevmemi bile sağlayabilir!

Çarşamba, Haziran 15, 2005

Laf Salatası...


balik balik Posted by Hello

Böyle birşey var mıdır acaba. Yani "gerçek" dert ve "gerçek olmayan" dert. Daha açmak gerekirse hastalıklar gerçek dert kategorisine girerken zihnin takıntıları daha "az" mı gerçektirler...Ya da gerçek dert sayılamazlar mı?Peki gerçek nedir?Ya da kime göre, nasıl bir gerçekten bahsedebiliriz?
Sözün özü bugün EKO'mun çekilmesi için hastaneye gittim. Beklerken ağlayan
insanlar gördüm, ameliyattan çıkanlar ve ayakkabılarını çıkarmış hastane
duvarının üstünde dinlenenler! Sordum kendime: Röntgeniyle, tahlil sonucuyla
yani kısacası fiziksel bulgularla da kanıtlanabilen bu dertler -hastalıklar"
varken benim zihnimin şu "dahiyane!" takıntısı gerçekten bir dert sayılabilir
mi? Sayılamazsa ya da sayılmamalıysa o zaman bu beni daha aciz yapmaz mı? Ben
değil miyim ki bu "dünyanın en komik dertleri" sıralamasında top 10'a
oynayabilecek dertten bir senedir kurtulamayan?Korktuğum gibi birşey çıkmadı.
Hasta değilim.Yani derdim yok mu benim?

Salı, Haziran 14, 2005

Amor Fati*

Amor Fati...Öyle sev ki yaşamın ne kadar senin imgelemindeki akışına karşı kürek çekerse çeksin umursama!O kadar sev ki "başına geleni kabul et"; edemiyorsan da "saldır kendine"...Acının içine tüm bedeninle gömülene kadar kahret hatta...Her gün..hatta her an..hatta her saniye aldığın kararları bir türlü uygulayamamanın ağırlığı binsin kendini taşıyamayan omuzlarına...Ve öyle yan ki sonunda kaderini gerçekten sevesin...
* Lat. : Kaderini Sev

Bu bile öyle kaderci bir yorum ki aslında...Kader mi yaşamdan yaşam mı kaderden çıkar acaba?

Tutku...


Tutku... Posted by Hello

Bütün bu karmaşanın arasında yine de rüyamda motorumu gördüm...Rüzgar çarpsa yüzüme...Çarpsa da silse süpürse...

Pazartesi, Haziran 13, 2005

Umut en son kötülüktür!!!


guvercin Posted by Hello

Nietzche böyle buyurmuş...Umut en son kötülüktür... Gerçekten umutsuz olduğu için mi buna kanaat getirmiş acaba yoksa umudunu bir türlü yitiremediği için mi?
Yaşamının geri kalanında her sabah birşeylerden nefret ederek uyanacağını bilsen sen de umut en son kötülüktür der miydin?
Bana kalırsa direnmek en büyük kötülük...Ölen birinin ardından onun ölümünü kabul edemeyip yıllarca ağlayanlar gibi...eğer yaşamında değişen bir şeyleri bir türlü kabul etmemekte direniyorsan işte orada tükeniş başlıyor...
Ve bana bunları çaresizlik yazdırıyor...
Şu güvercin gibi kanatlanıp kaçabilsem, çözüm olur muydu acaba?

Cumartesi, Haziran 11, 2005

Kaskların birlikteliği


kaskların birlikteliği... Posted by Hello

Yine yağmur var...Bu akşam motosikletle gezecektik oysa! Ne zaman yaz gelecek? Sinir bozucu olmaya başladı artık bu "parçalı bulutluluk" hali!

Bir derdin oluyor
Sonra içinden çıkamıyorsun işin
Bıraksan gidecek oysa,
Direniyor zalim zihnin...
Şu zihnimizi yenmeyi öğrenebilsek dünyada acı kalmazdı belki de...Kitap okumam lazım. Zihnimi kontrol edebilmek için kontrol edebilenlerin öykülerini hazmetmem lazım...Tabii bu durumun bir ilüzyon olmadığı da tartışılır!...
Bu arada; biletleri aldım!:) Tatile gidiyoruz. N'olur hava düzelsin yaaa n'olur!

Cuma, Haziran 10, 2005

Nisantasinda gezersin...


Nisantasi kedisi... Posted by Hello

Şarapla ehliyeti ıslatmışız..Gece yarısı sokakta bir de bu kediyi bulmuşuz...Değmeyin keyfimize...

Ve hafta biter...

Haftasonu geldi...Uykusuzluğuma ve öfkeme rağmen belki motora binerim diye heyecanlanıyorum. Sabah daha bir gaza basarak geldim işe. Bu aralar hızlı araba kullanmaya bayılıyorum. Bu haftasonu da motorcuların bir toplantısı var ama karar veremedim. Belki de okuldaki etkinliğe gideriz. Ya ben biran önce "çoook çoook iyi" bir motosiklet kullanıcısı olmak istiyorum.
Sevgilim aradı..
-Akşam DVD seyredelim mi?
-Hmmm..Bilmem ki...(Evde öyle çok iş var ki...Yoruldum yaa...)
Neyse uzun zamandır şarap içmeyi özlemiştik televizyon başında...Umarım yukarıdaki ayılar çok oynaşmaz bugün.
İş bitse de gitsem:)

Perşembe, Haziran 09, 2005

Welcome to Istanbul where villagers meet!

Araba ile işe gelirken aklıma geldi bu başlık. İstanbul halkını tanımlamak için Türkçe'de bildiğimiz anlamıyla düşünüp İngilizce'ye villager (köylüler) diye çevirmek mi yoksa devletin ve diğer dünya ülkelerinin gözündeki anlamını göz önünde bulundurup peasants (işçi/parya) mı demek doğru olur bilmiyorum. Sabah 8.20'de gözümü açtım ve bir daha uyuyamadım. Zaten 9.30'da da apartmanın her yerinden sandalye-koltuk çekme sesleri, çocuk koşuşturmaları, bağırış çağırışlar gelmeye başladı...Uyku bana haram. Kalbim sinirden sürekli hızlı çarpıyor. Nefret bürüyor her yanımı. Bu coğrafyadan kaçıp gitmek istiyorum ama nasıl? Evden bu kadar öfkeli çıkınca yolda da öfkeli oluyorum tabii!En son Mecidiyeköy ayrımında çıldırdım...Önce önüme kıran bir taksiciye sonra kendisine kırmızı yandığı halde çirkin bedenini sallaya sallaya yolun ortasından yüüryen kadın benzeri yaratığa!Olmuyor..İşe geliyorsun. Bir bakıyorsun birtakım mercimek beyinliler oturmuş sohbet ediyor.Oysa sen zamanında onların yerindeyken sabah 4'te kalkmışsın, öğlen 2'ye kadar nefes alacak fırsatın olmamış!Ne profesyonellik var ne insanlık!Peki neden buradayım? Para için tabii!Boktan para için. Kaçabilmek için para lazım, yaşayabilmek için para lazım. Gürültü yüzünden sinir hastası olduğunuzda oranızdan buranızdan patlayan rahatsızlıkları tedavi ettirebimek için para lazım!N'apıcam?Bilmiyorum.Hiçbir şey değişmiyor...Değişmeyeceğini de kabullenemiyorum. Direnirken bitiyorum. Sesimi duyan var mı?

Perşembe, Haziran 02, 2005

Gürültü ve yaşam üzerine...

Yine, yine, yine uyandırıldım. Sabahın köründe kendi hoşlandığı müziğimsiyi bize de dinletebilmek için bangır bangır açan insanların sağında, solunda, altında oturan bir insan olarak yine uyandırıldım. Kendimle hesaplaştım, yaşamla hesaplaştım. Çözebildim mi sorunu? Evet! Yatağın başındaki demiri delicesine duvara vurarak çözdüm ama!İnsaniyet çerçevesinde değil, görgü çerçevesinde değil! "Onlara" göre ve "onlar" gibi çözdüm! Şehir yaşamını bilmeyen milyonları apartman denilen mezarlara tıkarsan böyle olur işte. Dünyanın bu coğrafyasında doğmak bu kadar mı yaşamın önüne engel olur ya? Bir sürü laftan anlamaz, şehir yaşamını bilmez, empatinin "e"sinden habersiz insan sokaklarda dolanırken kendi evinde huzur bulmayı beklemek delilik değil midir? Deliriyor muyum, ölüyor muyum yoksa...Nefes alan bir ölü mü olacağım ben de?

Çarşamba, Haziran 01, 2005

Yaz gelmeyecek mi?

Bugün kendim uyanmadım. Uyandırıldım! Güne böyle başlamak ne kadar iç açıcı! Sonra yine trafiğe çıkmak. Nasıl yük geliyor bu aralar. Güzel bir tatile ihtiyacım var galiba. Tabii bu çözüm olacaksa. Peki ya dönüş?Güneşe koşmak güzel de...Döneceğin yer değişmedikçe...Hay Allah! Yine keyifsiz kalkmışım demek! Daha kaç kadehe daha gömülmem gerek?
Aa..bir güzel gelişme var ama. Dünkü "imdat" çağrıma bir yanıt gelmiş! Sitede "one comment" butonuna öyle bir heyecanla tıkladım ki! éyardım arama..kimi bekliyorsun ki" mesajı vermiş "okuyanım"! Olsun..birisi duymuş ya sesimi..Evet, duysa ne olacak, haklısınız. Ama bu da bir şey...Sesim atmosfere karışıp gitmemiş demek...