Quote of the day!
Bugünkü ikinci post'um...Günün sözü...Bayıldım. İlgilenenler filozof "Zhuang Zi" üzerine yoğunlaşabilirler....
Happiness is the absence of the striving for happiness.
Hiç tanımadığınız birine dair içinizde uyanan o tuhaf merakın son noktasındasınız...
Bugünkü ikinci post'um...Günün sözü...Bayıldım. İlgilenenler filozof "Zhuang Zi" üzerine yoğunlaşabilirler....
Happiness is the absence of the striving for happiness.
Bu aralar kafamı Schopenhauer'e taktım. Pessimism üzerine söyledikleri hayli ilginç. Pazar Pazar çalışıyor olmam ve dün başıma güneş geçmiş olması (!) nedeniyle keyifsizim. Daha sonra elim giderse birşeyler yazmak istiyorum. (Çünkü) Yazı kalır, düşünce -bile- silinir gider...
I have seen all things that are done under the sun, and behold, all is vanity and a chase after wind...For in much wisdom there is sorrow and he who stores up knowledge stores up grief.
Dün akşam bir gaflet ve delalet anında Batman Begins'i izlemeye karar verdik. Hani şu Batman efsanesinin başlangıç yıllarına dönen film...Offf...5 dakka, 10 dakka, 25. dakka...ve YETEEEEEERRRRRRRRRRRRR. Ya nedir bu?Bir kere Yeşilçam filmi gibi montajlanmış. Kopuk ve kesik parçalardan oluşan pre-montaj (böyle bir deyim yok tabii dünya literatüründe henüz:) ) bir filmi andırıyor. Resmen altı üstü insanın kafasını boşaltması için yapılmış bir aksiyon filmini takip ederken yoruluyorsunuz! Neyse, dayanamadık bıraktık izlemeyi. Ama canımızı sıktı. Zaten 8'den önce evde olamıyorum. Yemekti, sohbetti derken dakika sayarak koştura koştura yapıyoruz herşeyi. Bu tuhaf film de yarım saatimizi çaldı! Öyle bir sıkıntı çöktü içime sonra. "Aylar geçiyor, napıcam?" sorusu dolanmaya başladı yine içimde bir yerlerde...Sessizleştim, keyifsizleştim...Sonra "yatalım bari" dedik ve yattık...Uykuya zor daldım...
Dün iş yerindeki masamda oturuyorum. Arkamda birinin dikildiğini hissedip irkildim. Zira sırtını bir insana vermektense duvara dönmeyi tercih eden ben haber merkezinin bir sütununun hemen dibinde ikamet etmekteyim. Neyse o daracık alanda biri olduğunu görünce döndüm pek tabii arkama. Bir kız. Tanımıyorum. Sabah gördüm ama herhalde yeni stajyerlerden biridir diye olayın gün ışığına çıkmasını beklemeye başladım:) Neyse, dedi ki:

Bazen içim bomboş oluyor. Ne bir damla arzu ne bir damla istek kalıyor...Hani sabah kalkıp işe gitmek istememek, hatta kahvaltı bile etmemek, hatta mümkünse nefes bile almadan zamanın "o" diliminde kendimi daha iyi hissedene kadar asılı kalmak düşüncesi sarıyor beni. Bugün de o günlerden biri. Günlerin uykusuzluğu yavaş yavaş vuruyor bedenimi. Ne yapacağım bilmiyorum. Hayır, hayır! Ne yapmalıyım, asıl onu bilmiyorum. Ne zaman bir adım atacağım? Ne zaman elimdekilere yazık etmeyi bırakacağım? Ne zaman kendime acımaktan vazgeçip nefes almaya başlayacağım? Bunları düşündükçe kızıyorum. Sağımda solumda kızgınlığın yakıcı elleri dolanıyor. Başımın içinde perili evin tekinsiz misafirleri cirit atıyor. Kendime kızmaktan kendimi yaşayamıyorum. Sonra soluma dönüyorum. Yattığın yere...Hem huzur kaplıyor içimi hem korku. Ya sen, her nefesimin yegane sebebi, bir gün yanımda olmazsan?


Bir de anket koydum sidebarıma. Son mevzuum iş yerinde sürekli birbirlerine "canım, cicim" diye hitap edip birbirlerinin arkalarından konuşan yaratıklar. Böyle olmadığım için uzaylı gibi bakıyorlar bana. Dün bir de bunlardan birini azarladım. Zaten vücudunun her yanından fışkırmış olan kompleks çıbanları bugün iyice patlamış!Ha haaaa...Sizin gibi olmıycaaaaaaaaammmmmm

Rahatı Kaçan Ağaç
Tanıdığım bir ağaç var
Etlik bağlarına yakın
Saadetin adını bile duymamış
Tanrının işine bakın.
Geceyi gündüzü biliyor
Dört mevsim, rüzgârı, karı
Ay ışığına bayılıyor
Ama kötülemiyor karanlığı.
Ona bir kitap vereceğim
Rahatını kaçırmak için
Bir öğrenegörsün aşkı
Ağacı o vakit seyredin.


...

(İç ses: Kimseyle birşey konuşmak istemiyorum. anlatacak hiçbir şey kalmadı ki. Gözlerimi açtığımda ne bir renk görüyorum ne de hoşuma giden bir ses duyuyorum. olmayanı ve olmayacak olanı bekleyerek kendimi suçluyorum. Tükendim. Ama kural bu, nefes almaya devam ediyorum. Kurduğum hayaller...Hepsi yalnızca bir yük üstüme. Hala bir ışık bekliyorum. Hani şu tünelin ucundan görünür cinsten. Bunun ne olduğunu biliyorum ama dile getirmek istemiyorum. Çünkü sorduklarında beynimin tüm kıvrımlarını yakıp geçen bütün o tilkiler/düşünceler geri kaçıyorlar çıktıkları yere. Anlattıkça anlaşılamayacakmışım gibi bir yurtsuz kaygı sıkıyor göğüs kafesimi.Hem zaten....)
Bunu bugün internetin deriiiin dehlizlerinde gezerken rastladım buna. Çok hoşuma gitti. Günün anlam ve önemine de uydu hani. Buyrun paylaşın:)
Bugün yine çook çook kötü başladı gün. Sabahın 5.30'unda uyandırıldım, uyandırıldık! Önce biraz metanetliydim aslında. Gürültü bana vız gelir falan ayakları yani!:) sonra tabii saldım kendimi acının dikenli kollarına. Ağladım, ağladım. En çok kocama üzüldüm aslında bugün. Ben üzüldükçe o da üzüldü, ben ağladıkça sarıldı sıkı sıkı gücüm yitmesin diye. O da uyuyamadı ama sabahın köründe bana güzel bir sandviç hazırladı. O mutfaktayken şöyle gözlerimi kapadım. Canım!Baktım herşeyi hazırlamış odanın kapısından sessizce bakıyor. Uyuyorsam uyandırmayacak beni. Sonra baktı yine ağlıyorum yemeğin ardından (ya biliyorum erkekler bu kadar ağlak kadınları sevmezler. Sıkılacak benden kocam ona yanarım!:)) "Hadi gel" dedi "okula gidlim. Çimlerde uzanırız. Tekirleri severiz. Ne dersin?" Ben sevinçle "Ama işe gitmem o zaman" dedim tabii. O da "babanın iş yeri sanki bari bir yalan bulalım" demez mi? :) Zaten gözlerim çok şişti. Anlarlardı bir terslik olduğunu. Neyse o kısmı hallettik. Yalan değil cidden çok kötüydüm! :) Okul bana iyi geldi. Kurtarılmış bölge gibi. Dönerken yokuşu çıkmak istemeyen iki kız otostop çekiyordu. Aldık arabaya. Bir tanesi benim yurtta kaldığım dönemlerdeki ufaklıklarımdan çıktı. Bıcır bıcır anlattı birşeyler...Neyse şimdi işteyim. Bir sürü şey var yapmam gereken. Off..Bu uyuyamama durumu devam ederse nolcak benim halim? Nereye kadar sürecek bu ayıların tepinmesi? Uyardık da. "Ya rica etsek biraz daha dikkat etseniz" dedik ama "dünya benim, benden başka kimsenin hakkı yok yaşamaya" zihniyeti onları "insan" olmaktan alıkoyuyor sanırım. Allah'ım!Bu ülkede en takılmayacak şey gürültü herhalde. Çünkü bizler ne yazık ki çevremizden "senin hakkının bittiği yerde bir başkasınınki başlar" düsturunu dinleyerek büyümüyoruz! Ben aradan bozuk çıkmışım işte!:) Güldüğüme bakmayın. Her günüm öncekinin aynı olmaya başladı. N'apsam, nerelere gitsem?
Sabah işe bir hışımla başladım. Tuhaf tuhaf insanları doldurmuşlar iş yerine. Ne oturmayı kalkmayı, ne konuşmayı ne de profesyonelliği biliyorlar. Stajyerler geldi iş yerine. Hepsi birini peşine takmış..Onu getir bunu götür. Hiç stajyer olmadım bu sektörde. İyi ki de olmamışım. Düşünsene iki lafı biraraya getiremeyen birkaç dangalak bir de sana öğretebilecekleri birşey varmış gibi ahkam kesiyorlar. Ben de dün iki tanesine burada yazılan yazılarla ilgili bilgi verdim. Onları birşeyler yazmaya teşvik ettim. Sonra onları "edit" ettim. Anlattım. Biraz da sette birşeyler gösterdim. Kendimce mutlu oldum. Zaten buraya bunları görmeye gelmişler. Ne gerek var alıyorsun çocukları "çay getir, kahve getir" diye kullanıyorsun! Ama "survival of the fittest" kanunundan hareket edersek bu anlattıklarımdan benim hiçbir zaman iş yerinde başarılı -pardon aslında işimde başarılıyımdır, artık o kadarını kabul etmem lazım- olamayacağımı daha doğrusu en tepeye yükselemeyeceğimi anlamak zor olmaz. Çünkü diğer iş yerlerinde de yaptığı işte her gün karşısına çıkan birtakım terimlerin bile anlamını bilmeyen patronlar gördüm. Zaten ne bekliyorum ki.İş yerleri de alışageldiğimiz yaşamın bir parçası, bir yansıması...Hukuksuzluk, hanzoluk, kuralsızlık ve laçkalık diz boyu. Neyse öğle yemeğinde aşkımla buluştum. Midemin bulantısı da biraz geçti. Şimdi yapılacak işler var ama beni sabahtan bu yana iyice sarmalayan bu iş yerine "aidiyet" duyamama hissi elimi işe götürmüyor...Bakalım bu gün nasıl bitecek? Bugün de diğerlerinin "tıpkıbasımı" olmayacak mı sanki?
(...)
Bugün güne son bir yılın pek çok gününde olduğu gibi kötü başladım.kafam yine çok karıştı. Birşeyler için kendimi mi suçlamalıydım yoksa haklı mıydım?Niye hala bunları düşünüyordum ki?Neyse...Gergin başladım...Gergin sürdü gün. Ta ki o telefon gelene dek. Belki sabah dilek kapılarım açıktı da beni duymuştu. Beni görmüştü. Belki artık birşeyler değişirdi. Ben kendimi bu kadar suçlamaktan sıkılmıştım zaten. Çaresizlik kapanından da bıktım. Allah'ım kurtar bizi...Biliyorum duyuyorsun...

Şair yine demiş:
İngiltere'de 6 yerde bomba patladı. İnsanlar panik içinde. Benim işimi yakından ilgilendirdiği için benim için zorlu bir gün olacak.Off, dünyanın derdi bitmiyor ki.Sinsice can almak ne kolay şu hayatta.
Hmm...tatil anıları devam eder....
*Alıntılamadan edemediklerim devam ediyor...Yaşam üzerine çarpıcı bir yorum. Bir tek tasarladıkların gerçekleştirebildiklerinden ağır basınca nasıl bir hayalkırıklığı yaşadığını eklememiş yazar. Etkileyici...
Duramadım..Tatil anılarına kısa bir ara verip bunu yazmak istedim. Belki de ruhum buna elverdiği için bu yağmurlu İstanbul akşamında...
Ufff...işe başladım!10 küsur gündür ne gazete okudum ne de televizyon izledim.Ama medyada olunca bu tatil umursamazlığı başına dert oluyor. Millet etrafta "şu haber bu haber" diye konuştukça PC'min arkasına sığınıp deve kuşu gibi saklanıyorum!İstanbul'a geldiğimde günler yavaş geçmeye daha doğrusu zor geçmeye başlıyor sanki. Bu aralar "of yarın da var dimi?O günü de yaşamak durumundayın yani?" sendromundayım. Yine de işin ilk günü sandığım kadar sıkmadı beni.Sadece saatlerce burada kalmak zor geliyor.Ne bileyim.Hep para peşinde koşuyoruz.Nereye kadar?Hakikaten de parasız huzuru bulamıyorsun ama.Etrafındaki bütün bu keşmekeşten kaçmak için, ne bileyim mesela bir tekne almak için para lazım...Neyse...Karışık yine kafam.
Alıntılamadan edemediklerim serisi devam ediyor....
Yaşamın, kendi kendine ağırlık haline getirdiğinşeylerin altında ezilmenin süreci olacak.Yaşamı 'hafifçe' yaşayabilseydin, yaşamın olayları dauçup giderler, sana yük olmazlardı - ama o zaman da,uçucu, boş olurdu yaşamın. Bu yüzden, yaşadığın her olayı 'ağır'laştıracaksın; ki uçup gitmesin, omuzunaçöksün; sen de onun yükünü taşıyasın.Yaşaman, yaşamın yükünü yüklenmek olacak.Yaşam, yükleneceğin yüktür.Yaşamın, yükündür.
O.A.

